how old, dil bilgisi, english grammar, gramer, ingilizce kalıp kelimeler, ingilizce konu anlatımlar

Yazar Adsız 27 Eylül 2010 Pazartesi 0 yorum

How Old (Kaç Yaşında)

-eski, yaşlı- anlamında olan old kelimesi how ile bir araya gelince –kaç yaşında- anlamını verir.

How old is Ahmet? Ahmet kaç yaşındadır?

How old is your son? Oğlunuz kaç yaşındadır?

Ahmet is twenty years old. Ahmey yirmi yaşındadır.

Devamını Oku...

Türkçe karşılığı tıpkı be gibi "olmak" demektir, ama become söz konusu duruma geçiş gösterir.

Ardından sıfat gelirse, hemen hemen get ile aynı anlama gelir, ama become'dan sonra isim de kullanılabilir (-ing'li kullanılmaz).

He became a doctor: Doktor oldu.

I vvill become an acton Aktör olacağım.

Sıfat ile kullanılınca:

He became ill: He got ill. (Hastalandı.)

He became happy: He got happy. (Mutlu oldu.)

Devamını Oku...

Maddeler doğada element, bileşik ve karışım halinde bulunabilirler. Karışımlar iki şekilde oluşmaktadır. Karıştırılan maddeler birbirleri içersinde fiziksel bir değişikliğe uğramıyorlarsa; bu tip karışımlara heterojen karışımlar denir. Karıştırılan maddeler fiziksel değişikliğe uğruyorlarsa; bu tip karışımlara homojen karışımlar denir. Homojen karışımlar çözeltilerdir.


Çözücü=Saf Su Çözünen=NaCl Çözelti=Tuzlu Su

Çözeltiler iki kısımdan oluşmaktadır. Çözeltide çok bulunan madde çözücü, az bulunan madde çözünendir.

Maddenin üç hali değişik şekillerde bir araya gelerek çözelti oluşturabilirler.

ÇÖZELTİ ÇEŞİTLERİ

· Çözeltiler içerdikleri çözünen madde miktarına göre ikiye ayrılırlar.

a) Seyreltik Çözelti: Çözüneni az, çözücüsü çok olan çözeltidir.

b) Derişik Çözelti: Çözüneni çok, çözüneni az olan çözeltidir

· Çözeltiler çözünenin çözünürlüğüne göre üçe ayrılırlar.

a)Doymuş Çözelti: Çözebileceği maksimum miktardaki maddeyi çözmüş olan çözeltidir.

b)Doymamış Çözelti: Çözebileceği maksimum miktardan daha az çözünmüş madde içeren çözeltilerdir.

c)Aşırı Doymuş Çözelti: Çözebileceği maksimum miktardan daha fazla çözünmüş madde içeren çözeltilerdir.

· Çözeltiler elektrik akımı iletkenliklerine göre ikiye ayrılırlar.

a)Elektrolit Çözeltiler: Sulu çözeltileri elektrik akımını iletiyorsa bu tip çözeltilere elektrolit çözeltiler denir.

NaCl(k) ==>> Na

b)Elektrolit Olmayan Çözeltiler: Sulu çözeltileri elektrik akımını iletmiyorsa bu tip çözeltilere elektrolit olmayan çözeltiler denir.

ÇÖZÜNME OLAYI

Bir maddenin başka bir madde içerisinde gözle görülemeyecek kadar küçük taneciklere homojen olarak ayrışması olayına çözünme denilir. O halde bir madde bir başka madde içerisinde en küçük yapı taşına ayrışmaktadır. Bu yapıtaşları maddelerin cinsine göre, molekülleri, iyonları ve çok nadiren de atomları şeklinde olabilir.

Bu bölümde, maddelerin çözünmesi olayının yönü, çözünme miktarları ve çözünmedeki enerji davranışları incelenmektedir.

Bir katı madde, bir sıvı madde içerisine atılmış ve bir miktarı çözünmüş olsun. Bu katı maddenin sıvı içerisinde çözünmesi halinde, katıya çözünen ve sıvı maddeye de çözücü denir. Her çözünme olayında az veya çok enerji alış verişi olur. Çözünme Entalpisi adı verilen bu enerji endotermik veya ekzotermik olabilir. Bu enerji değeri bize maddenin nasıl ve ne kadar çözünebileceği hakkında bir yargı verebilir.

Molekül Halinde Çözünme

Molekül yapılı maddelerin bir çoğu suda çözünmezler. çözünebilenlerin çoğu moleküller halinde çözünürler.+ ve – iyonlar içermediğinden çözelti elektriği iletmez.Organik maddelerden alkoller,şekerler suda molekül olarak çözünürler. O2 ,H2, N2 gibi bazı gazlar suda moleküller halinde çözünür.

C2 H5OH(s) C2 H5OH(suda)

Çözünürlükleri Asidik, Bazik ve nötr çözeltiler olarak ta sınıflandırmak mümkündür.

Asidik Çözeltiler: Suda çözündükleri zaman sudaki H iyonların derişimini artıran maddelere asit denir. Bu maddelerin sulu çözeltilerine de asitik çözelti denir. Bazı maddeler yapılarındaki Hiyonunu suya verirler bazılarda suyu parçalayarak H iyonu verirler.

Bazik Çözeltiler: Suda çözündükleri zaman sudaki OH iyonlarının derişimini arttıran maddelere baz , çözeltilerine de bazik çözelti denir.

Nötr Çözeltiler: çözelti içinde H ve OH iyonları derişimi , saf sudaki H ve OH iyonları derişimine eşit ise bu çözeltilere denir

Hem çözücü taneciklerinin hem de çözünen taneciklerinin serbest kalması için H1 ve H2 kadar enerji harcanıyor. Çözünme ile taneciklerin birbirini sarması sırasında H3 kadar bir enerji de dışarı veriliyor. Eğer dışarı verilen enerji harcanan enerjiden büyükse, çözünme ekzotermik, değilse endotermiktir. Bu bilgiler bize maddelerin birbiri içerisinde çözünüp çözünmeyeceği de anlatır. Örneğin; Olay ekzotermik ise bir çözelti oluşur. Aynı şekilde çözücünün ihtiyaç duyduğu enerji küçükse yine çözelti oluşur. Tersi durumda maddeler birbiri içerisinde karışamaz ve çözelti oluşturamaz. Bunun yanında, bu türden maddelerin kimyasal bağ yapılarının benzerliği de çok önemlidir. Yani, molekül yapıları birbirine benzeyen maddeler birbirini çözerken, molekül yapıları farklı maddeler birbiri içerisinde dağılamaz ve çözelti oluşturamaz. Örneğin, su ile yağlı boya birbiri içerisinde karışmazken, tinerin içerisinde boya kolayca dağılabilmektedir.

İyonik Maddelerin Çözünmesi

İyonik yapılı maddelerin çoğunluğu katıdır. Bu maddelerin bir başka çözücü içerisinde çözünebilmesi için bu katı örgünün kırılması gerekir. Örneğin yemek tuzunun su içerisindeki çözünmesi olayını göz önüne aldığımızda; NaCl taneciklerinin oluşturduğu kristal yapının Na+ ve Cl- iyonlarının ayrılması ile kırılması söz konusudur. Bu şekilde bir miktar enerji alarak kırılan bu örgü ile serbest kalan iyonlar içinde bulunduğu su molekülleri ile elektrostatik etkileşim ile hidratlaşarak sarılırlar ve yeniden zıt yüklü taneciklerin birleşmesine izin vermez. Bu durumda yemek tuzu su içerisinde çözünmüş olur. Hidratlaşma sırasında bir miktar enerji dışarı verilir.





ÇÖZELTİLERİN ÖZELLİKLERİ:

Çözeltilerin kaynama noktası,donma noktası ,buhar basıncı iletkenliği gibi özellikleri derişime bağlı olarak saf çözücüsünden farklılık gösterir.

Kaynama Noktası: Bir sıvının buharının yaptığı ,basıncın dış basınca eşit olduğu andaki sıcaklığa o sıvının kaynama noktası denir.Saf suyun 1atm basınç altındaki kaynama noktası 100C ‘dir. Saf suda bir madde çözündüğünde ,çözünen maddenin cinsine ve çözünen miktarına göre suyun kaynama noktası değişir.

Katı sıvı çözeltilerinde, çözeltinin kaynamaya başlama sıcaklığı saf sıvının kaynama noktasından yüksektir. Çözünene ait iyon ya da molekül derişimi artıkça kaynama sıcaklığı yükselir.tuzlu suyun kaynama noktası 100C üzerindedir.tuz oranı artıkça kaynamaya başlama sıcaklığı artar.

Saf maddelerin kaynama noktası, kaynama süresince sabit kaldığı halde ,çözeltilerin kaynama noktaları sabit değildir. Kaynama süresince çözücü buharlaşarak derişimi artığından kaynama noktası yükselir. Ancak çözelti doymuş hale gelince artık kaynama noktası artmaz.

Kaynama noktası yükselmesi 1000g suda çözünmüş maddenin iyon yada molekül sayısına bağlıdır. Derişim birimi olarak mol\kg su alındığında Molalite (m) adı verilir.

Kaynama noktası yükselmesi ∆t=kmn formülü ile hesaplanır. Sulu çözeltilerde k=0,52 alınır.m= molalite olduğundan 1litre suda çözünen maddenin mol sayısı arttıkça delta t büyür. İyonlaşan maddelerde iyon sayısına bağlı olarak kaynama noktası farkı delta t artar. N sayısı, maddenin çözündüğünde çözeltiye verdiği iyon yada molekül sayısıdır. (seyreltik çözeltilerde molalite,molariteye eşit alınabilir.)

Donma noktası: Çözeltilerin Donma noktasıda , kaynama noktasından olduğu gibi saf çözücünün donma noktasından farklıdır. İyon yada tanecik derişimi arttıkça donma noktası düşer. Derişim molalite alındığında donma noktası alçalması ,saf suyun Donma noktasına göre delta t farkını hesaplamak için ∆t=-1,86mn formülü kullanılır. 1 litre suda 1 mol şeker çözündüğünde çözelti -1,86C ‘ta donmaya başlar. Tuzlu suyun donmaya başlama sıcaklığı saf suyun donma sıcaklığından düşüktür. Çözeltilerde iyon yada molekül drişimi arttıkça saf çözücünün donma noktası düşer.

Buhar Basıncı: Kapalı bir kaba, sabit sıcaklıkta bir miktar sıvı koyduğumuzu düşünelim. Sıvı moleküllerinin her birinin enerjisi aynı değildir. Çünkü sıvı molekülerlide gaz molekülleri gibi her yana doğru gelişi güzel hareket ederler. Bu hareketler sonucu , bazı moleküllerin hızı ve kinetik enerjisi artarken , bazılarınınki azalır. Sıvı moleküllerinin sayısına karşı ,kinetik enerjisini gösteren grafik aşağıda verilmiştir.

Grafikteki taralı alanda bulunan yüksek enerjili moleküllerden sıvı yüzeyine dik doğrultuda hareket edenler moleküller arası çekim kuvvetlerini yenecek olursa sıvı yüzeyini terk edip buhar fazına geçer. Yani kapta buharlaşma başlar. Zamanla buhar fazındaki molekül sayısı artar.artan sayıdaki buhar molekülleri de her yöne doğru gelişigüzel hareket ederler. Bu moleküllerden sıvı yüzeyine çarpanlar ,yeniden sıvıya geri dönerler.

Öyle bir an gelirki , birim zamanda sıvıdan buhara geçen moleküllerin sayısı ,geri dönen moleküllerin sayısına eşit olur.

X (s) X(g)

(TH BUHARLAŞMA = TH YOĞUNLAŞMA ))

Yani kapta denge kurulur.

İşte denge kurulduğu anda buharın, kabın çeperine çarpmasıyla oluşan basınca buhar basıncı denir. Bir sıvının buhar basıncı, o sıvının moleküler arası çekim kuvvetinin ölçüsüdür.

Moleküler arası çekim kuvvetleri zayıf olan sıvıların, buhar basınçları yüksektir. Örneğin: kapalı kapta bir miktar su ve eter düşünelim.

Eterin, moleküler arası çekim kuvvetleri, suyunkinden düşüktür. Bu yüzden Eterin buhar basıncı, aynı sıcaklıkta, suyun buhar basıncından yüksektir.

Bir sıvının buhar basıncı denge basıncı olduğundan sıvının miktarına bağlı değildir.

Bir sıvını buhar basıncı sadece sıcaklığa bağlıdır.

Her sıvının her sıcaklıkta dengede olduğu bir buharı vardır. Buna göre kaptaki basınç sıvının bu sıcaklıktaki buhar basıncı ile havanın basıncının toplamına eşittir.

<>

Suyun üçlü diyaframı yukarıda verilmiştir..

Su 1. bölgede katı 2. bölgede sıvı 3. bölgede ise buhar halindedir.

<>

Bu noktaya üçlü nokta adı verilir. Bu noktanın sıcaklığı 0,01C ,basıncı ise 4,58 mm Hg’dir.

OA eğrisi katı-buhar denge eğrisi yani süblünleşme eğrisidir.

OB eğrisi katı-sıvı denge eğrisi yani donma eğrisidir.

OC eğrisi ise sıvı –buhar denge eğrisi yani kaynama eğrisidir.

Dış basınç arttıkça ,kaynama sıcaklığı artarken ,donma sıcaklığı azalır..

<>Çünkü çözeltilerde ,moleküler arası uzaklıklar daha az olacağından,moleküler arası çekim kuvveti daha fazladır.çözeltilerde çözünen madde miktarı arttıkça ,buhar basıncı azalır.

Çözeltilerin buhar basınçları aynı sıcaklıkta sudakinden düşük olacağından çözeltilerin üçlü diyaframı aşağıdaki gibi olur..

Çözeltilerin buhar basıncının suyun buhar basıncından ∆p kadar düşük olması :

1) <>

2)) çözeltinin donma sıcaklığının (Td) suyun donma sıcaklığından (0), ∆Td kadar düşük olmasına neden olur.

Buna göre çözeltinin kaynama noktası: Tk=100+∆Tk

Çözeltinin donma noktası ise: Td=0+∆Td

∆Td ve ∆Tk değerleri,

1) Çözücünün cinsine

2) çözünenin molal derişimine

3) çözünenin iyon sayısına bağlıdır.

Çözünenin molalitesi ve iyon sayısı artıkça kaynama sıcaklığı artarken donma, sıcaklığı azalır.

Çözünürlük: Birim hacimdeki çözücüyü belli bir sıcaklıkta doyuran çözünmüş madde miktarıdır. Sulu çözeltiler için ,100cm³ Suda belli bir sıcaklıkta çözünebilen maksimum madde miktarına maksimum çözünürlük denir. t C sıcaklıkta hazırlanan X’in doymuş çözeltisi daha fazla X çözemediğine göre , X ‘in çözünen kütlesi , o sıcaklıktaki çözünürlüğü verir. Katıların sıvılardaki çözünürlüğü bazı etkenlere bağlıdır.

Devamını Oku...

mısır uygarlığı ve özellikleri

Yazar Adsız 0 yorum

-Kapalı bir bölge olduğu ve toplumun tutuculuğundan dolayı çevreden fazla etkilenmemişler, bu yüzden tarih öncesi dönemleri sırasıyla yaşan tek toplumdur.

-Önceleri Nom (veya Nomos) denilen şehir devletleri vardır. Sonraları merkezi krallık gerçekleşmiştir.

-Değişik hanedanlar yönetime hâkimdir.

-Firavunlar Tanrı – Kral özelliği gösterirler. (Bu özelliklerinden dolayı hukuk sistemi gelişmemiştir.)

-Çok tanrılı dinler görülür.

-İlk vezirlik (kâtip) sistemi Mısırlılarda görülür.

-Ahiret inancı kuvvetlidir. Bu nedenle mumyacılık ve anıt-mezar (piramit) yapımı gelişmiştir.

-Tıp, eczacılık, kimya, matematik, geometri, takvim, hiyeroglif (resim yazısı) gelişmiştir.

-M.Ö. 1280’de Hititler ile yaptıkları ve (bilgi yelpazesi.net) Suriye’yi paylaştıkları “Kadeş Antlaşması” bilinen ilk dostluk ve ittifak, aynı zamanda ilk yazılı antlaşmadır.

-Keops, Kefren önemli piramitlerdir.

MISIR UYGARLIĞI, ÖZELLİKLERİ (2)

-Mısır Medeniyeti, Nil nehrinin çevresinde kurulmuştur.

-Etrafının çöllerle çevrili olması, diğer medeniyetlerle daha az etkileşmesine neden olmuştur.

-Mısırlılar öldükten sonra dirilmeye inanmışlar ve bu nedenle diğer yaşamlarında kullanabilmek için bazı eşyalarını mezarlarına koymuşlardır.

-Mısır sanatı dini ağırlıklıdır.

-Yeniden dirileceklerine inandıklarından cesetlerin bozulmamasına dikkat etmişler ve Mısırlılarda mumyacılık milli sanat haline gelmiştir.

-Mumyacılık faaliyetleri insan vücudunun yakından tanınmasını ve Mısır’da tıp biliminin gelişmesini sağlamıştır.

-Mısırlılar, resim yazısı denilen hiyeroglif yazısını kullanmışlardır.

-Gök cisimlerini incelemek için rasathaneler kurmuşlar ve astronomide oldukça ilerlemişlerdir.

-Bugün kullandığımız Miladi takvimin ilk düzenli şeklini Mısır medeniyeti oluşturmuştur.

-Mısır ekonomisinin temelini tarım ürünlerinden sağlanan gelirler oluşturuyordu.

-Mısır’da canlı bir ticaretin olduğu bilinmektedir.

Devamını Oku...

2013'te dünyayı bekleyen tehlike, 2013 te ne olacak

Yazar By aLi 23 Eylül 2010 Perşembe 0 yorum
2013'te dünyayı bekleyen tehlikeDünya'da büyük bir kaosa yol açacak felaketin 2013'te yaşanacağı belirtiliyor. NASA kıyamet senaryosu çizdi

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) bilim adamları, Güneş’in “manyetik enerji döngüsü”nün 2013 yılında en yüksek noktaya ulaşacağı ve yıldızımızda meydana gelebilecek patlamaların dünyadaki günlük yaşamı bir kaosa sokabileceğini açıkladı.

NASA’ya göre meydana gelebilecek büyük çaplı Güneş patlamaları sonucu oluşan elektromanyetik dalgalar, uydu iletişimini kesecek, Dünya’da küresel ölçekte elektrik kesintilerine neden olabilecek; Dünya’daki tüm elektronik altyapının tamamen çökmesi bile söz konusu olabilecek.

100 hidrojen bombası gücündeki Güneş patlamalarının, 2005 yılında meydana gelen Katrina Kasırgası’ndan 20 kat daha büyük ekonomik zarara neden olabileceği belirtildi.
Devamını Oku...
17 yıldır ABD'nin en zengini Yazılım devi Microsoft'un kurucularından hayırsever Bill Gates, 17 yıldır ABD'nin en zenginleri listesinin başında bulunuyor.


Yazılım devi Microsoft'un kurucularından hayırsever Bill Gates, 17 yıldır ABD’nin en zenginleri listesinin başında bulunuyor.

İş çevrelerinin etkin dergisi Forbes’in hazırladığı listeye göre, 54 milyar dolar kişisel serveti bulunan ve geçen yıla göre servetini 4 milyar dolar arttıran Gates’i 45 milyar dolarlık servetle yatırımcı Warren Buffet takip ediyor.

Oracle şirketinin kurucusu, yazılım zengini Larry Ellison 27 milyar dolarlık servetle üçüncü, perakendeci devi Wal-Mart’ın sahibi Christy Walton 24 milyar dolarla dördüncü sırada yer alıyor.

ABD’nin en zengin 400 kişisi listesinde yer alan milyarderlerin net gelir artışı, 2009’a göre yüzde 8 artarak, servetlerinin toplamı 1,37 trilyon dolara, İspanya veya Kanada’nın GSMH’sine eş değer bir miktara ulaşıyor.

Bu artışa bağlı olarak servetini yüzde 245 oranında artıran ve 6,4 milyar dolara çıkaran Facebook’un kurucularından Mark Zuckerberg de listede 35. sıraya yerleşti.

Facebook’un diğer kurucularından Zuckerberg’den 8 gün küçük olan 26 yaşındaki Dustin Moskovitz, en zengin 400 kişi listesindeki en genç isim olurken, listeye yeni giren 16 kişi arasında Moskovitz ile birlikte diğer Facebook kurucusu Eduardo Saverin bulunuyor.

Listedeki ilk 10 kişinin toplam servet artışının 24,9 milyar doları bulduğunu kaydeden Forbes, listedeki 400 kişiden 231’inin 2006 ve 2010 arasında Demokrat Parti’ye toplam 6,2 milyar dolar, 247 kişinin de Cumhuriyetçi Parti’ye 7,3 milyar dolar bağış yaptığını belirtiyor.
Devamını Oku...

BUZULLAR, BUZULLARIN OLUŞTURDUĞU YER ŞEKİLLERİ

Yazar By aLi 21 Eylül 2010 Salı 0 yorum

Kutuplarda ve yüksek dağlar üzerinde yağışlar genellikle kar halinde olur. Sıcaklık çok düşük olduğu için yağan karlar erimeden üst üste birikir. Biriken bu karlara toktağan (kalıcı) kar denir. Yaz ve kış karla örtülü olan böyle yerlerin alt kısımlarına ise, toktağan (kalıcı) kar sınırı adı verilir.

Türkiye’de IV. Jeolojik zamanda buzullaşmaya uğrayan sahalar

Kar örtüsü başlangıçta yumuşak ve gevşektir. Ancak, daha sonra soğuğun etkisi ve yağan karların sıkıştırması ile sertleşir. Buna buzkar denir. Buzkarlar, daha sonra üstüste yağan karların basıncı ile iyice katılaşır ve buzul haline gelir.

Binlerce km2 lik sahaları geniş ve kalın bir örtü gibi kaplayan buzullara örtü buzulu, dağların zirvelerinde oluşan buzullara da dağ buzulu denilmektedir. Ülkemizdeki buzullar dağ buzulu şeklinde oluşmuşlardır.

Türkiye’deki buzul dönemi, dördüncü jeolojik zamanda, Dünya’daki iklim değişmelerine bağlı olarak başlamıştır. Bu devirde özellikle ülkemizin yüksek yerleri buzullaşma olaylarından etkilenmiştir. Bundan dolayı, 2200 m. den daha yüksek olan dağlarımız buzullarla kaplanmıştır.

a. Buzulların Aşındırma Şekilleri

Buzul Vadisi: Buz örtüleri altında kalmış olan bölgelerde, buzun yatağını aşındırıp derinleştirmesi sonucunda oluşan “U” şeklindeki vadilerdir.

Hörgüç kaya: Anakayanın buzullar tarafından işlenmesi sonucunda oluşan kaya tepeleridir.

Sirk Çanağı (Buz Yalağı): Dağ yamaçlarındaki bazı buzulların, bulundukları alanı aşındırmasıyla oluşan çanaklardır. Buzullar bazen eriyince bu çanaklar sularla dolarak sirk göllerini meydana getirirler.

Türkiye’de, buzulların aşındırma şekilleri, en çok aşağıdaki dağlarımızda görülür:

Toroslar’da, Bey Dağları, Sultan Dağları, Bolkar Dağları ve Aladağlar

Göller Yöresi’nde, Davras ve Dedegöl Dağları

Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Mescit, Yalnızçam, Bingöl, Buzul, Süphan, Sat ve Ağrı Dağları

İç Anadolu Bölgesi’nde, Erciyes Dağı

Marmara Bölgesi’nde, Uludağ

Karadeniz Bölgesi’nde, Kaçkar ve Giresun Dağları

b. Buzulların Biriktirme Şekilleri

Moren (Buzultaş): Buzulların aşındırdıkları malzemeleri biriktirmesiyle oluşurlar. Ortalama kalınlıkları 50 - 60 m kadardır.

Drumlin: Buzulların taşıyıp biriktirdiği materyallerin, buzulun alt kısmındaki erimeler sonucu meydana gelen dereler tarafından işlenmesiyle oluşan birikintilerdir.

Sander Ovası: Eriyerek çekilen buzul sularının oluşturduğu düzlüklerdir.

Ülkemizde, buzul birikim şekillerinden sadece morenler bulunur. Ancak, bunlar da pek yaygın değildir. Çünkü, morenlerin büyük bir kısmı akarsular tarafından taşınmıştır.

Devamını Oku...

BÖLGE, BÖLÜM, YÖRE VE ÖZELLİKLERİ, coğrafya

Yazar By aLi 0 yorum

A. BÖLGE

Herhangi bir yerin tabii, beşeri vevekonomik özellikler bakımından benzer özellikler gösteren kısmına bölge denir. Akdeniz Bölgesi gibi.. Bunun dışında tarım bölgeleri, nüfus bölgeleri, iklim ve yeryüzü şekillerine bağlı olarak bölgeler oluşturabilir. 1941 yılında Ankara'da toplanan Birinci Coğrafya Kongresi, uzun süren çalışmaları sonunda Türkiye'yi yedi coğrafi bölgeye ayırmıştır. Adı geçen kongrenin çalışmalarında; Türkiye'nin üç tarafının denizle çevrilmiş olması, uzun kenarları boyunca kıyıya paralel dağ sıralarının bulunuşu, bu dağların yüksek, ama az engebeli olan orta kesimi deniz etkisinden ayırması, bu yüzden kıyı şeridiyle iç kesimler arasında iklim, doğal bitki örtüsü, tarım çeşitlerinin dağılımı ve bunların ulaşım sistemlerine ve konut tiplerine etkisi gibi etmenler göz önünde tutulmuş ve Türkiye'nin dört kenar bölgeyle, üç iç bölgeye ayrılması mümkün olmuştur. Tespit edilen yedi bölgeden ilk dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir (Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgeleri). Diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri).

B. BÖLÜM

Bölge içerisinde, tabii, beşeri ve ekonomik özellikler bakımından benzer olmakla birlikte bazı farklılıklar gösteren kısımlara bölüm denir. Antalya Bölümü, Adana Bölümü gibi...

İdarî Bölüm

Coğrafi bölgelerin dışında kamu hizmetlerinin durumuna, ekonomik şartlara göre idari bölümler oluşturulmuştur. İdari bölümlerin oluşturulmasında coğrafi bölgeler dikkate alınmamıştır. Bundan dolayı coğrafi bölgelerin sınırları ile idari bölgelerin sınırları birbirini tutmaz. İdari bölümler il, ilçe, bucak ve köy gibi kısımlara ayrılır.

Bölgelerin izdüşüm alanlarına göre sıralanışı

· 1. Doğu Anadolu..................... 171.000 km2

· 2. iç Anadolu........................... 162.000 km2

· 3. Karadeniz............................ 146.178 km2

· 4. Akdeniz............................... 122.100 km2

· 5. Ege..................................... 85.000 km2

· 6. Marmara ............................. 67.300 km2

· 7. Güneydoğu Anadolu........... 61.000 km2

C. YÖRE

Bölüm içinde farklı özelliklere sahip olan küçük alanlara yöre denir. Teke Yöresi, Menteşe Yöresi gibi..

Coğrafi bölgeleri birbirinden ayıran özellikler şunlardır:

a. Tabii özellikler: Bölgenin konumu, yeryüzü şekilleri, iklim ve bitki örtüsü gibi özelliklerdir.

b. Beşeri ve ekonomik özellikler : Nüfus miktarı, nüfusun dağılışı, nüfusun yapısı, yerleşme, ekonomik etkinlikler, milli gelirin bölgelere dağılışı ve kültürel faktörlerdir.

Devamını Oku...

AKARSULARIN AŞINDIRMASIYLA OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ

1. Vadiler

a. Boğaz Vadi (Yarma Vadi): Yüksek dağ sıralarını enine yarıp geçen akarsular bu tür vadiler oluştururlar. Vadilerin yamaçları oldukça diktir ve vadi dardır.

Türkiye'de, Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırat, Sakarya, Seyhan ve Göksu nehirleri ile Zap suyu böyle vadilerden akarlar.

b. Kanyon Vadi: Yamaçlardaki farklı aşınma sonucu, basamaklı bir biçimde oluşan vadi tipidir. Yamaçlar oldukça dik ve derindir. Genellikle kolay aşınabilen kalın kalker tabakaları içerisinde oluşurlar.

Kanyon vadiler, Türkiye’de pek yaygın değildir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Göksu vadisinde kanyonlar görülür.

c. Çentik (Kertik) Vadi: Akarsu yatağında aşındırma derine doğru sürüyorsa “V” şekilli vadiler oluşur. Bu tür vadilere çentik vadi adı verilir.

Çentik vadiler ülkemizde en yaygın olan vadi tipleridir. Dağlık alanlarda bu tür vadilere sıkça rastlanır.

d. Yatık yamaçlı vadi: Farklı aşınma sonucunda farklı yükseklikteki yamaçlara sahip olan vadi tipidir. Akarsu yatağının eğiminin azaldığı yerlerde görülür.

e. Tabanlı vadi: Akarsu aşındırmasının ileri safhalarında oluşan vadi şeklidir. Vadi tabanı ova özelliği kazanır. Vadi yamaçları iyice yatıklaşır ve belirginliğini kaybeder.

Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da bu tür vadiler yaygındır.

2. Menderesler

Akarsular, eğimlerinin azaldığı yerlerde kıvrılarak akarlar. Hem aşındırma, hem de biriktirme sonucunda, bu kıvrımlar daha da genişleyerek menderesleri oluştururlar.Hem aşındırma hem biriktirme şeklidir.

Mendereslerde yana aşındırma fazla olduğu için sık sık yatak değiştirirler. Ülkemizde, ovaların tabanlarında ve olgun vadilerdeki akarsular menderesler çizerek akarlar.

Menderesler oluşturan bir akarsuyun;

Yatak eğimi azalmıştır.

Akarsu hızı azalmıştır.

Uzunluğu artmıştır.

Aşındırma gücü azalmıştır.

Biriktirme faaliyetleri yaygındır.

3. Kırgıbayır (Badlands)

Şiddetli yağmurların oluşturduğu selinti suları, bitki örtüsünün bulunmadığı ve kolay aşınabilen arazileri aşındırır.

Bunun sonucunda, arazi yüzeyi girintili çıkıntılı bir görüntü alır. Bu tür arazilere kırgıbayır adı verilir.

Kırgıbayır, özellikle sağanak yağışların görüldüğü, yarı kurak bölgelerde daha sık meydana gelir. Türkiye’de, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır.

4. Çağlayan ve Çavlanlar (Şelaleler)

Akarsu yataklarında, bazen bazı tabakalar aşınmaya karşı farklı direnç gösterirler. Bunun sonucunda da basamaklar oluşur. İşte, akarsuların bu basamaklardan akan kısımlarına çağlayan adı verilmektedir. Eğer basamaklar yüksekçe ve düşen su miktarı fazla ise, böyle kısımlar da çavlan veya şelale olarak isimlendirilir.

Ülkemizdeki en tanınmışları, Manavgat Çağlayanı ile Düden, Muradiye ve Gürlevik şelaleleridir.

Çağlayan ve çavlanlarda suların yüksekten düştüğü kısım aşınırsa, derin oyuklar oluşur. Bu oyuklara dev kazanı adı verilir

5. Peribacaları

Volkanik arazilerde, selinti sularının, aşınmaya karşı farklı dirençteki tabakaları aşındırması sonucunda oluşan şekillerdir.Oluşumunda volkanik tüflü arazi,sel ve yağmur suları,bitki örtüsünün az olması ve rüzgar etkilidİR.

Türkiye’de Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos çevresinde yaygındır.

6. Peneplen (Yontukdüz)

Akarsuların ve akarsularla birlikte diğer dış kuvvetlerin, yeryüzünü aşındırması sonucunda deniz seviyesinde hafif dalgalı düzlükler oluşur. Bunlara peneplen (yontukdüz) adı verilir.

Ülkemiz yeryüzü şekilleri IV. jeolojik zamanın başlarında toptan yükseldiği için, iç kısımlarda peneplen izlerini görmek mümkündür.

AKARSULARIN BİRİKTİRMESİYLE OLUŞAN YER ŞEKİLLERİ

AKARSULARDA BİRİKTİRME

Akarsuların biriktirme yapabilmesi için;

– Eğimin azalması ,Suyun azalması

– Akarsu hızının azalması, Akarsu yükünün artması

gereklidir. Bu faktörler bir arada olunca, akarsuyun gücü azalır ve biriktirme başlar.

AKARSU BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

1. Birikinti Konileri ve Yelpazeleri

Dağ yamaçlarından düzlüğe inen akarsular, taşıdıkları materyalleri eğimin azaldığı yerlerde yarım koni şeklinde biriktirirler. Bunlara birikinti konisi denir.

Akarsuların taşıdıkları maddeler ince ise, geniş bir alana yelpaze gibi yayılırlar. Bunlara da birikinti yelpazesi denir. Ülkemizde dağ eteklerinde, bu tip şekillere sıkça rastlanır.

2. Dağ Eteği Ovaları Dağ eteğinde, eğimin azaldığı yerlerde meydana gelen birikinti konileri ve yelpazelerinin zamanla yanlara doğru büyüyerek birleşmeleri sonucu oluşan ovalardır.

Bursa ovası, Uludağ’ın eteğinde oluşmuş bir dağ eteği ovasıdır.

3. Dağ İçi Ovaları

Dağ içlerinde, eğimin azaldığı yerlerde, akarsuyun taşıdığı malzemeleri biriktirmesi sonucu oluşan düzlüklerdir. Engebeli ülkelerde daha fazla oluşur.

Malatya, Muş, Elazığ ovaları bu şekilde oluşmuşlardır.

4. Taban Seviyesi Ovaları

Akarsuların denize yaklaştıkları yerlerde taşıma gücü azdır. Böyle yerlerde akarsular, taşıdıkları malzemeleri biriktirirler ve ova yüzeyini alüvyal dolgu alanı haline getirirler. Böyle oluşan düzlüklere taban seviyesi ovası veya alüvyal taşkın ovası denir.

5. Delta Ovaları

Akarsuların taşıdıkları malzemeleri, deniz içerisinde biriktirmesi sonucu, üçgene benzeyen düzlükler meydana gelir. Bunlara delta ovası adı verilir.

Delta ovalarının oluşabilmesi için,

Akıntıların olmaması,

Akarsu yükünün fazla olması

Gel - git genliğinin az olması

Kıyının sığ olması gerekir

Türkiye’de birçok delta ovası vardır. Başlıcaları Çukurova, Bafra ve Çarşamba ovalarıdır.

6. Taraçalar (Sekiler) Alüviyal tabanlı vadi üzerindeki akarsuların, yeniden canlanarak, yatağını kazması sonucunda oluşan yüksekte kalmış eski vadi tabanlarıdır. Türkiye’de, çeşitli zamanlarda epirojenik hareketler görüldüğü için, vadiler boyunca taraçalar görülür.

7. Kum Adacıkları

Akarsu eğiminin azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde, taşınan alüvyonlar ve kumlar küçük adacıklar şeklinde biriktirilir. Bunlara kum adacıkları denir.

Devamını Oku...